top of page

Algoritmaların Gölgesinde Katılımcı Medya Kuramı ve Dijital Kamusal Alan: Bir Eleştirel Analiz


Prof. Dr. Mehmet Sezai TÜRK


Dijital medya, iletişim ortamlarını kökten dönüştürerek yurttaşların içerik üretimine ve dolaşımına katılımını teknik olarak mümkün kılmıştır. Bu dönüşüm, katılımcı medya kuramının demokratik vizyonuyla ilk bakışta örtüşür görünse de, platform ekonomisi ve algoritmik yönlendirme mekanizmaları nedeniyle katılımın niteliği ve kamusal alanın demokratik derinliği ciddi bir gerilim içindedir. Katılımcı medya kuramı, medyayı yalnızca bilgi aktaran bir araç olmaktan çıkarıp, yurttaşların kamusal meseleler etrafında aktif, eşit ve yatay bir biçimde tartışabildiği, kamuoyu oluşturabildiği bir demokratik altyapı olarak konumlandırır. Denis McQuail’in normatif medya teorileri çerçevesinde geliştirdiği demokratik-katılımcı medya kuramı (democratic-participant theory), bu vizyonu en sistematik biçimde ifade eder: Medya, erişilebilirlik, çoğulculuk, merkezsizlik ve yurttaş odaklı örgütlenmeyi temel almalı; bireylerin kendi seslerini duyurabildiği, hiyerarşik olmayan bir iletişim düzeni kurmalıdır.


Dijitalleşme bu ideali teknik altyapı düzeyinde gerçekleştirmiş olsa da, algoritmaların belirleyici rolü nedeniyle katılım çoğu zaman yüzeysel, performanssal ve ticari mantıklara tabi kalmaktadır. Bu analizde, McQuail’in katılımcı demokratik yaklaşımını merkeze alarak, katılımcı medya kuramının demokratik vaatleri ile dijital platformların algoritmik yapısı arasındaki gerilimi, Jürgen Habermas’ın kamusal alan kavramı ve Frankfurt Okulu’nun kültür endüstrisi eleştirisi ışığında inceleyerek, “yüksek katılım – düşük dönüşüm” paradoksunu ele alacağız.



Katılımcı Medya Kuramının Demokratik Vizyonu ve McQuail’in Katkısı

Katılımcı medya kuramı (Henry Jenkins’in participatory culture kavramı ve daha geniş demokratik yaklaşımlar çerçevesinde), medyayı çoğulcu, merkezsiz ve erişilebilir bir iletişim düzeni olarak tanımlar. McQuail, bu vizyonu normatif teoriler bağlamında güçlendirir: Klasik dört basın kuramına ek olarak önerdiği demokratik-katılımcı kuram, medyanın yurttaşların kendi iletişim araçlarını oluşturmasına, küçük ölçekli ve alternatif örgütlenmelere olanak tanımasını savunur. Erişim eşiklerinin düşmesi, yurttaş gazeteciliği, alternatif anlatıların dolaşıma girmesi gibi pratikler, temsili demokrasinin sınırlarını aşan bir kamusallık yaratma potansiyeli taşır.


Dijital platformlar bu vizyonu somutlaştırmış görünür: Herkes yayıncı olabilir, haberler anında paylaşılabilir, küresel ölçekte dayanışma ağları kurulabilir. Ancak McQuail’in son dönem vurgularında (özellikle 7. baskıda Deuze ile birlikte) belirtildiği üzere, bu teknik imkânlar platformlaşma (platformization), algoritmik kültür ve mass self-communication dinamikleriyle yeniden şekillenir; katılım özgürleştirici olmaktan ziyade, platformların ticari ve dikkat ekonomisi mantığına tabi kılınır.


Dijital Kamusal Alanın Algoritmik Dönüşümü

Habermas’ın klasik kamusal alan tanımı, bireylerin akla dayalı, gerekçeli ve eşitlikçi tartışma yoluyla ortak meseleler etrafında kamuoyu oluşturduğu bir toplumsal mekânı işaret eder. Dijital medya bu alanı mekânsal ve zamansal sınırlardan kurtarmış, erişimi ve görünürlüğü artırmıştır.


Ne var ki dijital kamusal alan artık salt bireyler arası iletişimden ibaret değildir; algoritmik filtreleme, kişiselleştirme ve sıralama mekanizmaları tarafından şekillendirilir. McQuail ve Deuze’nin vurguladığı gibi, big data ve algoritmik kültür çağında medya, “mass self-communication” (Castells’ten uyarlanan kitle öz-iletişimi) ile bireysel katılımı teşvik ederken, aynı zamanda platformların ticari öncelikleriyle çerçevelenir. Algoritmalar, hangi içeriğin öne çıkacağını belirlerken kamusal tartışmayı rasyonel müzakere ilkelerinden uzaklaştırır; etkileşim, beğeni ve viralite ön plandadır.


Sonuç olarak katılım niceliksel olarak artarken, niteliksel olarak zayıflar: Beğeni ve kısa tepkilerle sınırlı kalan etkileşimler, derinlemesine gerekçeli tartışmanın yerini alır. Ortaya çıkan kamusallık, müzakereci olmaktan çok performanssal bir nitelik kazanır.



Katılım–Müzakere Gerilimi ve Kamusal Alanın Parçalanması

Dijital ortamda gözlemlenen temel paradoks, “yüksek katılım – düşük dönüşüm” olarak özetlenebilir. McQuail’in demokratik-katılımcı kuramının öngördüğü eşitlikçi ve yatay katılım, yankı odaları (echo chambers) ve filter bubbles nedeniyle zayıflar. Farklı düşüncelerle karşılaşma ve ikna olasılığı azalır; kamusal alan, ortak bir tartışma zemini olmaktan çıkıp paralel söylemlerin yan yana var olduğu parçalı bir yapıya dönüşür. Bu durum, Habermas’ın modelinden sapmanın yanı sıra, McQuail’in normatif idealinin dijital gerçeklikteki sınavını da gösterir.


Eleştirel Perspektif: Kültür Endüstrisinin Dijital Biçimi

Frankfurt Okulu’nun kültür endüstrisi kavramı, günümüz dijital platformlarında yeniden biçimlenir. McQuail’in son eserlerinde de vurgulandığı üzere, hız, eğlence ve sürekli içerik akışı eleştirel düşünmeyi geri plana iter. Kamusal alan, yurttaşın özne olarak güçlendiği bir mekân olmaktan ziyade, sürekli uyarılmakla birlikte sınırlı etki üreten bir katılım sahnesine dönüşür.


Sonuç olarak;

Dijitalleşme, McQuail’in demokratik-katılımcı medya kuramının öngördüğü teknik koşulları (düşük erişim eşiği, içerik üretimi imkânı, çoğulcu dolaşım) büyük ölçüde sağlamış; ancak algoritmaların egemen olduğu platform mimarisi nedeniyle bu imkânlar, demokratik müzakereyi ve nitelikli kamusallığı otomatik olarak üretmemiştir.


Bugünün temel sorunsalı, katılımın niceliksel çoğalmasını nitelikli, eleştirel ve dönüştürücü bir kamusallığa taşıyacak iletişim mimarisinin nasıl kurulacağıdır. McQuail’in normatif yaklaşımı bize şunu hatırlatır: Medyanın demokratik potansiyeli, teknolojiden çok, tasarım ilkeleri, şeffaflık, çoğulculuğu teşvik eden müdahaleler ve yurttaş odaklı düzenlemelerle belirlenir. Kamusal alanın geleceği, algoritmaların gölgesinde değil, bu değerler doğrultusunda yeniden şekillendirilmesinde yatar.


Bu gerilim, yalnızca teknik bir sorun değil; aynı zamanda demokratik iletişim etiği ve kamusal değerlerin yeniden tanımlanması meselesidir. Katılımcı medya idealinin dijital çağdaki sınavı devam etmektedir.

Yorumlar


bottom of page