top of page

Ankara'nın Gizemli Şairi İmrul Kays

Güncelleme tarihi: 24 Şub 2025

Rivayete göre; Kays’a imparator eflatun renkli mantonun bir imparatorluk alameti olduğunu ve bunu hiç üstünden çıkarmaması gerektiğini söylemiştir. Uzun yolculuğu boyunca zehirli mantosunu çıkarmayan kahramanımız ter yoluyla zehri almış ve Ankara’ya geldiğinde bütün vücudu yara içinde kalmıştır. Öleceğini anlayınca daha önce bir Bizans prensesinin gömüldüğünü öğrendiği bugün Ankara Kalesinin karşısındaki Hıdırlık Tepeye gömülmek istemiştir.


İmruʾu’l-Kays el-Kindî (Arapça: ٱمْرُؤ ٱلْقَيْس ٱلْكِنْدِيّ) kaynak: tr.wikipedia.org
İmruʾu’l-Kays el-Kindî (Arapça: ٱمْرُؤ ٱلْقَيْس ٱلْكِنْدِيّ) kaynak: tr.wikipedia.org

Ankara-2010

Bu ayki yazımda yine Ankara’nın önemli bir hazinesinden bahsedeceğim. Belki birçok okuyucumuz biliyordur ama ben geçen seneye kadar bilmiyordum. Dr. Mehmet Doğan (TYB eski başkanı) Türkiye’de bu konuyu ilk dillendiren kişidir. Bana konuyu anlatınca araştırmaya başladım. Yaklaşık altı ay gibi bir süre çalışma yaptım ve şimdide size aktarıyorum. Ben bu çalışmayı yaparak, Ankara’da hayatını kaybeden ve Hıdırlıktepe’de mezarı bulunan meşhur Arap şairi Imru’l-Kays’ı tanıtmak bu vesileyle Ankara’nın uluslar arası alanda tanıtımına katkıda bulunmak isteyenlere fayda sağlamayı amaçlamaktayım. Imru’l-Kays’ı tanıtmadan önce cahiliye dönemi Arap edebiyatı hakkında kısa bir bilgi verelim.


Cahiliye Dönemi adı da verilen İslam Öncesi Dönem’de Arap edebiyatında şiirin özel bir yeri vardı. Hatta bazı edebiyatçılar Roma döneminde heykel sanatı ve dünyadaki değeri ne ise, Araplarda da şiir o idi. Kuran-ı Kerim için bile o zaman münafıklar ne güzel şiir diye hitap etmişlerdi. Araplara göre O dönem dünya şiiri iki kısma ayrılıyordu. Arap şiiri ve ötekiler. Devesinin sırtında uzun çöl yolculuklarına çıkan Bedeviler’in söyledikleri şarkılar Arap şiirinin kaynağını oluşturur. Yiğitliği, sevgiyi, çöl yaşamını anlatan bu şarkılara deveci şarkısı anlamına gelen hida denir. Göçer çöl insanının söylediği bu şarkılar kentlerde söylenmeye başlanınca belli değişikliklere uğrayarak kesin ölçüler kazanmıştır. İslam öncesi Arap şiirinden günümüze kalan en önemli örnek el-Muallakatü’s Seb’a’dır (Yedi Askı). Bu şiirler, altın mürekkeple yazılmış ve Mekke’nin ünlü tapınağı Kâbe’nin duvarlarına asılmıştır.


Onlara, bir de, yalnızca, İnci Gerdanlığı (es Samut) adı da verilir ki, bu adın sebebi, Arap Parnası’nın üzerine, sanki boyna takılmış bir gerdanlık gibi, bir salonun ortasına asılmış yaldızlı bir şeref levhasını andırmalarındandır. Bu şiirler Ukaz panayırında düzenlenen bir şiir yarışmasında beğenilerek Mısır ketenine yazılmış ve Kâbe’ye asılmıştı. Hidalarla benzer konuları işleyen bu şiirlerde gelişmiş bir dil ve anlatım görülmektedir. Hangi yıllarda yazıldığı kesin olarak bilinmeyen Yedi Askı şiirlerini yazanlar arasında en meşhuru Imru’l- Kays İbn Hucr Arap dünyasında olduğu gibi edebiyat alanında da çok tanınan bir şairdir. Tarafe ibnü’l-Abd (539-564), Haris bin Hilliza, Amr bin Kulsum, Antere bin Şeddad, Züheyr bin Ebu Sulme, Lebid adlı şairlerin şiirlerinin de Yedi Askı da yeraldığı bilinmektedir. İmruülkays İbn Hucr (540). Peygamberimiz doğmadan otuz yıl önce ölmüş bir şairdir. İslamiyet’in zuhurundan evvel ölmüş1[1] olan şairin künyesi, Ebu Vehb Hunduc b. Hucr b. El-Haris Akilü’l-Mürar şeklindedir. İmruülkays’ın hayatı hakkında yeterli bilgi mevcut değildir. Kendisi ile ilgili bilgiler daha çok rivayetlere dayanmaktadır. Necid’de doğan şairin soyu Kahtaniler’e dayanmaktadır.


İmruul Kays, bir güney ırkı olan Kinde adındaki bir kabiledendi; ataları Necit’te bir prenslik kurmuşlardı. Asıl adının Hunduc olduğu tahmin edilmektedir. İmruülkays; Kaysoğullarına mensup, şiddet adamı, Kays’ın kulu gibi manalar taşıyan lakabıdır. Bu lakabıyla meşhur oldu. Bunun dışında da lakapları oldu. İlk eğitimini babasından alarak ok atma, ata binme ve savaş tekniklerini öğrendi. Anne tarafından bağlı bulunduğu kabileye mensup ve Arap Edebiyatında kahramanlığıyla ünlü Mühelhil bin Rebia’dan aldığı dersler, şiir alanında önemli bir yere gelmesine vesile oldu. Şairliğinin ilk yılları ve gençliğindeki hareketlilik başına dert açtı. Şiirleriyle kabilenin kadınlarına sataşması, evli kadınları baştan çıkarması babasının büyük tepkisine sebep oldu. Önce bu kötü davranışlarından vazgeçme uyarısında bulunan babası Hoçr, sert bir adamdı. Oğlunun aşka karşı olan eğilimini cezalandırmak için çoban olarak koyun sürülerinin başına yolladı. Imru’l-Kays babasının ikazlarına kulak asmayınca, baba azatlı kölesine, oğlunun gözlerini oymasını ve kendisine getirmesini söyledi. Azatlı köle İmruülkays›a kıyamadı ve bir ceylanı öldürdükten sonra gözlerini babaya götürdü. ( Bu durum başka masallarda da sıklıkla çalınarak tekrarlanmıştır J) Babanın üzüldüğünü gören köle oğlunu öldürmediğini söyledi. Ancak İmruülkays kötü alışkanlıklarından vazgeçmeyince babası tarafından kabileden tekrar kovuldu.


Arkadaşlarıyla kurduğu çöl çetesiyle gününü gün etmeye ve şiirlerini söylemeye devam etti. Ta ki babasının düşman bir kabile tarafından öldürülmesine kadar. Beni- Esed’lerin baş kaldırması sırasında babası Hoçr ölünce şair, bir daha ele geçiremeyeceği baba tahtını elde etme yolları aramak için, taçsız bir kral olarak serüvenli hayatına başladı. Babasının ölümüyle birlikte öç almaya karar veren İmru’l-Kays ‘ın yaşam macerasının bizi ilgilendiren kısmı yeni başlamaktadır. Kendilerine yakın kabileleri birleştirip savaşa hazırlanan Kays maalesef düşman kabile tarafından yenilgiye uğratılmıştır. Yeniden toparlanmanın zorluğu ve yenilmişlik psikolojisi ile kendisine destek arayan kahramanımız o dönemin en büyük imparatorluğu olan Doğu Roma yani Bizans devletinden yardım almak amacıyla zamanki adıyla Konstantinapolise gitmiştir. Kays bu yolculukta önce, Yahudi Hıristiyan olan Ablak şatosu sahibi, Teyma prensi Samuel’e sığındı. 530 yılında, Roma İm27 paratoru Justinniyen O’nu, sınırları tehdit eden Perslere karşı kullanmayı düşünerek, Suriye sınırlarında Bizans ordularına kumanda eden Gassani prensinin isteği üzerine, kendisine yollanması için emir verdi. Bir kervana katıldı –kervan deve ve at kervanı idi- İstanbul’a geldi, burada, uzun süre artık ihtiyarlamış olarak, imparatordan çıkacak buyruğu bekledi. Filistin beyliği verildi. Çöle dönerken, Ankara yakınlarında öldü. Orada rivayetlere göre birkaç ay kalmış ve eski alışkanlıklarını imparatorluk sarayına da taşımıştır. Bir prensesi baştan 1[1] Bu arada İmruülkays’ı, İmruülkays ibn Abis ile karıştırmayalım lütfen. Bu ikinci şair Saadet asrında yaşamış olup, İslam ile müşerref olmuş ve aynı zamanda şair olan değerli bir sahabedir. çıkardığı için, kendisine imparator tarafından şeref mantosu olarak zehirli bir manto verilmiştir.


Rivayete göre; Kays’a imparator eflatun renkli mantonun bir imparatorluk alameti olduğunu ve bunu hiç üstünden çıkarmaması gerektiğini söylemiştir. Uzun yolculuğu boyunca zehirli mantosunu çıkarmayan kahramanımız ter yoluyla zehri almış ve Ankara’ya geldiğinde bütün vücudu yara içinde kalmıştır. Öleceğini anlayınca daha önce bir Bizans prensesinin gömüldüğünü öğrendiği bugün Ankara Kalesinin karşısındaki Hıdırlık Tepeye gömülmek istemiştir. Ölmeden önce prensese yanına geliyorum diye şiir yazmayı da ihmal etmemiştir. Bizans Kralı büyük şairi öldürttüğü için çok üzülmüş ve şairin mezarına heykel diktirtmiş fakat Ankara’nın daha sonraki zamanlarda Müslümanların eline geçmesiyle birlikte heykel kaldırılmış ve yerine türbeye benzer bir yapı inşa edilmiştir.


Arap şiirini belli kurallara bağlayan ve kafiye düzeni için esaslar koyan bu mutsuz prens, İslamiyet’in zuhuru ve Peygamberimizin doğumundan evvel ölmüş olmasına, yani cahiliye devrinde yaşayan şair olmasına rağmen, ölümünden çok sonraları da devam eden övgüler ve menkıbeler ile şöhretini devam ettirmiştir. Her ne kadar başka Kays'dan bahsedildiği söylense de şiirlerinin Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve Hazreti Ali (a.s.) tarafından övülmesi, Peygamber Efendimiz tarafından Arap şairlerinin öncüsü olarak nitelendirilmesi şöhretini daha da arttırmıştır. Ankaralılar tarafından “Timürlenk Tahtı” ve “Hızır Türbesi” adı ile de anılan Kays’ın türbesinin harap yapısı 1930’lu yıllara kadar Ankara fotoğraflarında görülmektedir.



Gerçi ben çıkmadım ama günümüzde türbenin yerinde “nirengi direği” bulunduğu söylenmektedir. İmrul Kaysın şiirleri İngilizceden- Rusçaya, Türkçeden- Almancaya kadar birçok dile çevrilmiştir. Bütün dünyada tahtsız ya da taçsız kral, şairlerin kralı gibi lakaplarla anılan Kays, Arap dünyasında son derece önem verilen bir şairdir. Yapılacak bir belgesel ile Türkiye’nin ve özellikle Ankara’nın tanıtımı yapılmış olacaktır. Yetkililere duyurulur.


 
 
 
bottom of page