“Türk Rengi” Deyince Neden Sadece Turkuaz?
- Prof. Dr. Mehmet Sezai TÜRK

- 29 Ara 2025
- 3 dakikada okunur
Dünya Literatüründe Kayıtlı Üç Türk Renginden Kaçını Biliyoruz?

Prof. Dr. Mehmet Sezai TÜRK
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi
Uluslararası sanat, tekstil ve renk literatüründe “Türk” adıyla kayıtlı üç ayrı renk alanı bulunuyor: Türk Kırmızısı, Türk Laciverti ve turkuaz. Ancak Türkiye’de geniş kesimler yalnızca turkuazı tanıyor. O da çoğu zaman tarihsel bir bilgi olarak değil, ticari ve estetik bir etiket olarak biliniyor. Peki dünya “Türk rengi” derken neyi kastediyor, biz neden bunun farkında değiliz?
Dünya Biliyor, Türkiye Unutuyor
Bugün bir Türk vatandaşına “Türk rengi nedir?” diye sorulduğunda alınacak cevap neredeyse istisnasızdır: turkuaz. Oysa bu cevap, dünya literatürü açısından eksik olduğu kadar yanıltıcıdır. Çünkü uluslararası renk, tekstil, boya ve sanat tarihine ilişkin temel kaynaklar; “Türk” adıyla anılan üç ayrı renk alanını açık biçimde kayda geçirmiştir: Türk Kırmızısı (Turkey Red), Türk Laciverti (Ottoman / Anatolian Indigo Blue) ve turkuaz.
Bu yazı, tam da bu nedenle kaleme alındı.Çünkü mesele yalnızca renk değil; bilgi, hafıza, medeniyet ve görünürlük meselesidir.
Türk Kırmızısı: Bir Renk Değil, Bir Teknoloji
Batı literatüründe Turkey Red ya da Adrianople Red olarak geçen Türk Kırmızısı, sıradan bir pigment adı değildir. Bu renk, kökboya bitkisinden ( Rubia tinctorum ) elde edilen alizarinin; mordantlar, yağlama ve tanenleme gibi çok aşamalı işlemlerden geçirilmesiyle ortaya çıkan son derece karmaşık bir boyama teknolojisinin adıdır.
Onsekizinci yüzyıl Avrupa’sında bu teknik çözülememiş, kaynaklara “Turkey Red Problem” olarak geçmiştir. Yani mesele rengin kendisi değil; Anadolu-Osmanlı coğrafyasında üretilen bilgiydi. Bu nedenle “Türk Kırmızısı” ifadesi bir etnik iddia değil, bilginin menşeine dair teknik bir tanımdır.
Bugün dünya bu rengi tanır, adını bilir; ancak Türkiye’de bu ad neredeyse hiç bilinmez.

Türk Laciverti: Sessiz Gücün Rengi
Daha da çarpıcı olan ise Türk Lacivertinin durumudur.Bu ad, Batı’da çoğu zaman “Ottoman Blue”, “Iznik Blue” ya da “deep Anatolian indigo” gibi tanımlarla anılır. Ancak özünde işaret ettiği şey aynıdır: Türklerin yüzyıllar boyunca istikrarlı biçimde ürettiği ve kullandığı lacivert renk rejimi.
Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan çizgide lacivert;– el yazmalarında düzenin,– tekstilde dayanıklılığın,– mimaride vakar ve sürekliliğin,– devlet zihniyetinde ise güvenin rengi olmuştur.
İndigo ve çivit temelli bu lacivert, kimyasal olarak lifin içine kilitlenen yapısıyla zaman karşısında dirençlidir. Bu nedenle Kur’an-ı Kerim nüshalarında, ilmî eserlerde, fermanlarda ve İznik çinilerinde ısrarla tercih edilmiştir.
Dünya bu sürekliliği görmüş, not etmiştir.Türkiye’de ise bu adlandırma neredeyse hiç bilinmez.
Turkuaz: Bilinen Ama Yanlış Anlaşılan
Turkuaz ise diğer ikisinden tamamen farklı bir yerde durur.Bu renk, bir boya teknolojisinin değil; bir taşın Avrupa’ya Osmanlı coğrafyası üzerinden ulaşmasının sonucunda adlandırılmıştır. Etymolojik olarak “Türk”tür; ancak Türk Kırmızısı ve Türk Laciverti gibi bir üretim bilgisi adı değildir.
Bugün turkuazın Türkiye’de bu kadar bilinir olmasının nedeni tarihsel derinliği değil; ticari dolaşımı ve modern sembolik kullanımıdır. Hatta paradoksal biçimde, dünya literatüründe Türk adıyla kayıtlı en yüzeysel renk alanı, Türkiye’de en çok bilinen olmuştur.
Asıl Sorun Ne?
Asıl soru şudur:Dünya literatüründe kayıtlı olan bu bilgi, neden Türk toplumunun hafızasında yoktur?
Bu bir tesadüf değildir.Bu durum, zanaat bilgisinin kopması, akademik bilginin kamusal dile çevrilememesi ve kültürel sürekliliğin görsel unsurlar üzerinden yeterince anlatılamamasıyla ilgilidir.
Bugün ülkeler yalnızca askeri ya da ekonomik güçle değil;renkleriyle, tasarımlarıyla, görsel dilleriyle tanınmaktadır.
Ulusal Para, Dijital Egemenlik ve Renk
Basılı para ve dijital para tasarımları artık sadece teknik meseleler değildir. Renk, bu alanlarda güven, süreklilik ve egemenlik hissi üretir.Türk Kırmızısı karar ve egemenliği,Türk Laciverti istikrar ve sürekliliği,turkuaz ise geçişi ve erişilebilirliği temsil eder.
Bu üçlünün birlikte düşünülmesi, yalnızca estetik değil; stratejik bir devlet dili meselesidir.
Neden Bu Yazı?
Bu yazı bir nostalji yazısı değildir.Bu yazı, “biz kimiz?” sorusunu renkten okuyabilme denemesidir.
Amaç;– Dünya literatüründe kayıtlı olan bilgiyi Türkiye’de görünür kılmak,– Türk toplumunun kendi medeniyet birikimini yalnızca sözle değil, renkle de tanımasını sağlamak,– Türkiye’nin tanınırlığını kültürel hafıza temelli bir görsel egemenlik üzerinden yeniden düşünmektir.
Çünkü bazı renkler vardır;dekor değildir.Devletin hafızasıdır.



Yorumlar